Batı’nın Sömürge Anlayışına Kısa Bir Bakış


‘Sömürge’ (koloni) terimini yabancı bir toprağın işgali, bu toprağın işlenmesi ve oraya göçmenlerin yerleşmesi ile açıklamaya çalışırsak bu tanımın eski Yunan dönemini de kapsadığını söyleyebiliriz.(1) Genel anlamıyla ele alınan sömürgeciliği yani “gerçek anlamdaki sömürgecilik macerası”nı ise batı tarih geleneği Coğrafi Keşifler dönemiyle başlatır. 15. yüzyıldaki kaşifler buna ön ayak olmuşlar, bir kısmı özel olarak kralların teşvikiyle deniz aşırı bölgeleri işgal etmeye başlamışlardır.
1
Batı tarih geleneğinin meseleyi analizindeki temel sorunu, ortaya konulan sömürgecilik tarihlerinin, sömürgeci ülkelerin farklı bakış açılarını ifade etmesidir. Diğer bir deyişle, yazılan tarih, soyulan bir ülkenin değil kendi uluslarının tarihidir. Dolayısıyla Batı gözlüğüyle bakmak, sömürgeciliği Avrupa merkezli değil de bir dünya hareketi olarak anlamayı imkansız kılar.

Dinsel tutku, macera zevki, zenginlikler için duyulan iştah ve ülkelerin birbirleriyle olan yarışlarında rövanşların fetihlerle alınmaya çalışılması sömürge hareketlerinin genel sebepleri olarak görülür. Bu nedenleri ayrı ayrı ele almak bir özet olarak şüphesiz mümkün değil. Ayrıca gözden kaçırılan toplumsal bir neden de geçmiş yüzyıllardaki savaşlara bağlı olarak gücünü kaybeden soylu sınıfın kendini yeniden meydana çıkarma gereksinimidir. Fakat bu neden sadece belirli bir kesimin durumunu ifade ettiği için Batı’nın sömürgecilikteki genel psikolojisini anlamamıza büyük oranda yardımcı olmaz. Ancak, tarih ve siyaset kitaplarından faydalanarak o döneme ait gelişmeleri değerlendirmemiz bize temel fikir sağlayacaktır.

Amerika’ya yönelik keşif girişimcilerinden hepimizin bildiği Christophe Colomb kendi notlarında en büyük amacının altın ya da altın araması olduğunu belirtir.(2) 15 Ekim 1492 tarihinde günlüğüne şöyle yazar: “Durmak istemiyorum. Daha fazla adayı gezip altın bulmalıyım.” Christophe Colomb’un amacı yalnızca kendisini ve tayfalarını zengin etmek değil, girişiminin önemini anlamaları için kendisine kol kanat geren İspanya Krallarını da zengin etmek istemesidir. Colomb’un meselesinin perde arkasında yani paraya olan açlığının gerisinde ise bambaşka birşey yatmaktadır; Hristiyanlığı yayma amaçlı dinsel eğilim. Günlüğünün 26 Aralık 1492 tarihli sayfasında “Kralların, üç yıla kalmadan kutsal toprakları fethetmeleri için gerekli hazırlıkları gerçekleştirebilecekleri miktarda altını bulmayı umduğunu” yazar.

19. yüzyılda iş çığırından çıkmaya başlar, sömürgecilik yeni formuyla sahnededir. Batılı milletler çıkarları ve kendi aralarındaki rekabet uğruna vahşi hayvanlar gibi dünyanın çeşitli bölgelerindeki topraklara saldırmaya başlarlar. Topraklarını genişletme arzusuyla yanıp tutuşurlar. Bu toprak açlığı 1885-1890 yılları arasında Afrika’nın paylaşımında en çarpıcı şekilde ortaya çıkar. Burada rakip güçler olan Fransa, Almanya, İngiltere, Portekiz ve Belçika’nın harita üzerinde, diğer rakibin ileride üzerine konma olasılığını yok edecek şekilde, mümkün olan en geniş toprakları kendilerine ayırmaları söz konusudur. Buna, zamanında, course au clocher(3) denilirmiş.(4)

Bu dönemde kimseye ait olmayan topraklara başkalarından daha atik davranıp el koyma tavrı çeşitli gerekçelerle kabul görmüş veyahut eleştirilmiştir. Bir kesim ilk işgal hakkını iddia etmek için, toprağa içi boş bir törenle değil, çalışarak, o toprağı işleyerek sahip olunması gerektiğini savunur,(5) bir kesim de hileli ilhak yoluna başvurur. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1805’te Louisiana’da bir ırmağın denize kavuştuğu bölgeye sahip olmakla tüm ırmak havzasına sahip olma hakkının doğduğunu ileri sürmesi buna bir örnek teşkil eder.

Bahsi geçen ülkelerin bunları gerçekleştirirken ki çıkış noktaları ve savları oldukça trajikomik. Öncelikle “üstün ırklar’ın aşağı ırklara karşı olan görevini yerine getirme” safsatasını bir kenara koyalım. Meselâ o dönem Fransa’nın milliyetçi savı şu şekilde: “Fransa bugün sömürge topraklarından çekilse, İspanya ya da Almanya derhal yerine geçer, ‘köşesine çekilme’ politikası olsa olsa gerileme yoluna girme anlamına gelir… Kımıldamadan yönetmek, sorumluluklarımızdan feragat etmek demektir.”(6) Yani adamlar sadece ihtiraslarından değil aynı zamanda zorunluluktan ilerlemişler.(!)

Bu milletler kendi aralarındaki ortalığı parselleme yarışında değişik yöntemlere başvurmuşlar. Özellikle Cezayir ve Avustralya’ya bilinçli olarak asiler, suçlular, siyasal mahkûmlar yerleştirilirmiş ki, bu durum yeni topraklarına olumlu bir değer kazandırmasın.
2
Yarışın atbaşı malum; İngiltere. İngiliz Sömürgeciliği zamanın bütün değişkenlerini ve çeşitliliklerini iyi özümsemiş, yerüstü ve yeraltı zenginliklerini mali ve ticari bir uygulamayla birleştirebilen sosyal bir grubun zenginliğini garanti altına alarak kendi dünya hâkimiyetini sağlamıştır. İngiliz çıkarları için dünyanın başına onulmaz yaralar açan Winston Churchill, Sömürge Bakanlığı’nı devralınca “Mezopotamya’nın kargaşasının yükünü ve nefretini omuzlamanın politik sonuçları için şimdiden pişmanlık duyuyorum.” diyerek İngiltere’nin her şeye rağmen bir anlamda orada kalması gerektiğini ifade eder.(7)

Koloniler zamanında yaşam toz pembe gösterilirmiş. Batılı insanın yaptığı Tanrı’nın onu yönelttiği yere yerleşmek, orada toprağı işlemek, büyümek ve çoğalmaktan başka bir şey değilmiş. Ancak “saldırganlara, asilere ve başka serserilere karşı kendini korumak zorunda kalmış.” Şimdilerde ise mayası garip bir vicdan azabı hakim. Kendi yaptıkları kötülüklerden görülmemiş bir hoşgörüsüzlükle söz etmek. Meselede belki de en güzel bağlantıyı 1955 senesinde Aime Cesaire kurmuş: “20. yüzyılın koyu Hristiyan burjuvasinin Hitler’de affedemediği şey, suçun kendisi, insana karşı işlenen suç, insani değerlerin çiğnenmesi değil, beyaz adama karşı işlenen suçtur(…); o zamana kadar Avrupa’nın Araplara, Hintlilere, Afrikalı zencilere takındığı sömürgeci tutumu Hitler’in Avrupalılara karşı takınmasıdır.”(8) Bu cümleler, Avrupalı’nın duyduğu vicdan azabının yapaylığını anlayabilmek adına çok açık bir değerlendirmedir.

Dipnotlar:
1. Şunu belirtmek gerekir ki ilk dönem sömürgeciliği olarak bakıldığında Batılı tarihçiler bu tanıma Roma emperyalizmini ve Osmanlı’yı da örnek göstermektedirler.
2. Ferro, Marc, Fetihlerden Bağımsızlık Hareketlerine Sömürgecilik Tarihi 13.-20. Yüzyıl, (Ankara, İmge Kitabevi, 2002) s.27
3. Engelli At Yarışı
4. A.g.e. s.33
5. Jean-Jacques Rousseau’nun ortaya attığı görüş budur.
6. A.g.e. s.37
7. Dinç, İhsan, Winston Churchill Biyografisi, (İstanbul, Kastaş Yayınevi, 2006) s.180
8. Aime Cesaire; Fransız vatandaşı, zenci, şair ve oyun yazarı. Sömürgecilerden arınma sürecinin en önemli düşünürlerinden birisidir. Bu değerlendirme onun Sömürgecilik Üzerine Söylev’inden alıntıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s