Kimlik Kartımız: Süleymaniye Kütüphanesi


Soğuk bir Viyana sabahında Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Emir Eş ile Viyana Ulusal Kütüphanesi’nin en müstesna bölümlerini gezerken, kütüphanelerin nitelik ve nicelik ilişkisini muhabbet konusu edinmiştik. Kendisi, esasen kıymetli olanın matbu değil, yazma eser sayısının olduğunu anlatmaya çalışırken; bir hikâyecik aktarmıştı: Berlin Kütüphanesi’nden bir ekip ziyaret için Süleymaniye Kütüphanesi’ne gelir. Ziyaretçiler edeben hassasiyetle ağırlanırlarken Berlin Kütüphanesi’nin özelliklerinden bahsetmişler. Birlikte yenilen yemekte de bu bahis devam etmiş. ‘Bizim kütüphanemiz, bünyesinde 9 milyon kitabı barındırmakta’ diye başlayan bir anlatı… Emir Hoca Süleymaniye’ye dair bir şey söylemek için acele etmemiş. Yemek sonrası, ‘bir de bizim bünyemizdeki eserlere göz atalım’ deyince Süleymaniye’deki yazmaları görmeye geçmişler. Sonrasında Berlin Kütüphanesi Müdürü şöyle bir cümle sarfetmiş: ‘Evet, sizin 9 milyon kitabınız yok; fakat buradaki bir eser Berlin Kütüphanesi değerinde…’
Hamidiye 33_0012
Süleymaniye Külliyesi şüphesiz hem yapısal anlamda hem de barındırdığı ilmî içerik bakımından bize kalan muazzam bir mirastır. İlber Ortaylı bu külliye için ‘Süleymaniye bizim kimlik kartımızdır’ diyerek oldukça mânâlı bir tanımlama yapıyor. Bu yapı kompleksinin hâlihazırda işlev gören en önemli bölümlerinden biri de kütüphanesi olsa gerek. Dolayısıyla Süleymaniye Kütüphanesi’nin nasıl bir süreçten geçerek şimdiki durumuna geldiğini incelemek önem arz ediyor.

Bilindiği üzere Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra özellikle ilmî açıdan İstanbul’u zenginleştirmek ve bu yol ile nüfusu artırmak gayretiyle Fatih Camii etrafındaki Sahn-ı Seman Medreseleri’ni inşa ettirir. Ancak aradan bir asır geçtikten sonra medreseler sayısal bakımdan ihtiyacı karşılayamayacak duruma gelince Kanunî kendi adını taşıyan Süleymaniye Külliyesi’ni kurarak Süleymaniye Kütüphanesi’nin temellerini atmış olur.

Süleymaniye Külliyesi’nde ilk kütüphane Süleymaniye yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan cami içerisinde, galerinin sütunları arasındaki parmaklıklı özel bir bölümde yer almaktaydı. Kütüphane, Sultan I. Mahmut’un (1730–1754) isteği üzerine 1751–1752 yılında Sadrazam Mustafa Bahir Paşa tarafından düzenlenmişti. Günümüzdeki Süleymaniye Kütüphanesi ise Süleymaniye Külliyesi’nin birinci ve ikinci medreseleri ile sıbyan mektebinde bulunmaktadır.
Hc Mahmud Efendi 3486_01
Medreselerdeki birikimin kütüphaneye dönüşmesi Süleymaniye için asıl kuruluştur diyebiliriz. Bu dönüşüm medreselerin bir Osmanlı kurumu olarak kapatılması ve Cumhuriyetin başlangıcı ile aynı süreçte gerçekleşir. Şöyle ki; Birinci Cihan Harbi sona erdiğinde devlet kurumları kısmî olarak korumasız kalıp; bilhassa İngilizler, içerisinde kıymetli yazma eserlerin bulunduğu vakıf, cami, dergâh, konak gibi mekânları gözüne kestirince, bu yerlerdeki eserler o vakit çoktan işlevini yitirmiş olan Süleymaniye Medresesi’nin dayanıklı odaları içine nakledilerek Süleymaniye Umumî Kütüphanesi ismi altında koruma altına alınır. Böylelikle Süleymaniye Medresesi; irili ufaklı 15-20 kütüphaneye ev sahipliği yapmaya başlar. Yazma eser koleksiyonlarının sayıca artması ise esasen 1928 Harf Devrimi ile hızlanmıştır. Neticede medreselerin bu dönüşümüyle birlikte eklenen şahıs koleksiyonları, Süleymaniye Kütüphanesi’ni büyük bir yazma eser kütüphanesine dönüştürmüştür.

Süleymaniye Kütüphanesi’nde yaklaşık 80.000 cilt Yazma ve 50.000 cilt Arabî harfle yazılmış eser bulunuyor. Toplamı 135 olan koleksiyonların ise 117’si Osmanlı’dan kalmadır. Yarısından çoğu Arapça olan bu eserleri Osmanlıca ve Farsça eserler takip ediyor. Barındırdığı en genç eseri 150 yıllık olan bu muazzam mirasın en eski eseri ise 1370 yaşındadır.
sergi
Süleymaniye Kütüphanesi genel olarak kataloglama, teknik hizmetler birimi, kütüphanecilik ve bağlı kütüphaneler birimlerinden oluşuyor. Bağlı kütüphaneler ise Üsküdar’daki Hacı Selim Ağa ile Eminönü’nün muhtelif semtlerindeki Nur-ı Osmaniye, Atıf Efendi, Köprülü ve Koca Ragıp Paşa kütüphaneleridir.

Kütüphanenin en mühim hizmeti olarak öncelikle yazma eserlerin dijital ortama aktarılmasını sayabiliriz. Şimdiye dek binbir emekle saklanmış olan eserler artık içerik olarak daha kalıcı hale getiriliyor. Ancak bir eserin dijital ortama aktarılması ile o eserin ruhu, dönemine ait özellikleri tabi ki aktarılmış olunmuyor. Bu da bize her hâlükârda elimize alıp tutabildiğimiz, gözümüzün değdiği, kâğıdının kokusunu duyduğumuz o anı yaşatamıyor. Buna rağmen eserlere ulaşma imkânının kolaylaşması ile araştırmaların hızlanmasını temenni edebiliriz. Gelinen son noktada araştırmacılar okuyucu terminallerinden kolaylıkla eserlere ulaşılabiliyor, okuma salonunda 23:00’e kadar çalışabiliyorlar.

Kütüphane, kendi içinde sürekli bakım onarım çalışmaları yapıyor. Malum; yazma eserlerin kendine has saklama koşulları vardır. Belirli bir nem oranında ve sıcaklıkta bulunması gereken bu eserler zaman zaman hastalanırsa derhal bakımı ve tedavisi yapılır. Bunların yanında kütüphanenin hizmetleri diğer yazma eser kütüphanelerini de kapsıyor. Süleymaniye’de yetişen teknik elemanlar Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde de görev alıyorlar.
Patoloji
Süleymaniye Kütüphanesi, mevcut el yazması eserleriyle yurtdışında bulunan diğer yazma eser kütüphanelerinden de daha içerikli ve kıymetli bir konuma sahiptir. Diğer yazma eser kütüphanelerinde bulunan farklı kıymetlerdeki yazma eserlerin ortak özelliği en çok medrese kitapları olmasıdır. Süleymaniye’de ise çok sayıda medrese kitabı bulunmakla birlikte daha ileri seviyelerde ilimleri ihtiva eden ve bunun yanı sıra fizikî açıdan çok iyi korunmuş tezhipli, hat yönünden olağanüstü, on binlerce eser bulunur. Bunun böyle olmasının sebebi bu koleksiyonların daha çok padişah, valide sultan, şeyhülislam, kazasker, cami ve saray kütüphanesine ait olmasıdır. Genellikle ciltler tamam, metin bütün, kalite yüksektir. Süleymaniye Kütüphanesi tam olarak bir araştırma kütüphanesidir. Özellikle bilginin hangi süreçlerden geçtiğini tahlil etmek isteyen bilim tarihçileri için oldukça önemi haizdir.

Tüm bunların yanında, yazma eser kütüphanelerine dair insanların zihninde bir yanılsama olduğu da aşikârdır. Yazma eserler çoğunlukla Arapça veya Osmanlıca yazı ile yazıldığı için bu kütüphanelerde sadece dinî eserler olduğu zannediliyor. Hâlbuki zamanın üniversitelerindeki kaynakların yazma eserler olarak bize ulaşmış olması büyük bir hazinedir. Bu hazine, değerini takdir edebilecek tahkik ehli okuyucuları beklemekte.
Süleymaniye Kütüphanesi
Son olarak; yazma eser kütüphanelerinin eski bir mabet misali ziyaret ediliyor olması bile gelecekte daha temelli ve ufuk açıcı araştırmalara sebep olması ihtimali bakımından oldukça sevindiricidir. Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Emir Eş Beyefendi’nin ifadesiyle söylemek gerekirse: ‘Her araştırmacı ilim adamının yolu Süleymaniye Kütüphanesi’nden geçmek durumundadır. Zira yol nereden geçerse, yolcu da oradan geçer.’

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s