Sultanahmet ve Süleymaniye’nin Tek Minaresi Olsaydı? -Kadızâde-Sivasî Mücadelesi Üzerine-


1582 senesinde Balıkesir’de bir çocuk doğar. Mehmed adını alan bu çocuk, babası kadı olduğu için sonraları Kadızâde ismiyle meşhur olacaktır. Tarih onu, Osmanlı’nın otorite zaafları yaşamaya başladığı dönemlerde, yani 17. yüzyılda patlak veren sosyal hadiselerin en tanınmış simaları arasına yerleştirecektir. Çok ciddi boyutlara varacak olan bunalımlar zincirinin belki de ilk halkası: Kadızâdeliler Hareketi.

17. yüzyıl Osmanlı’sını tarif edecek olsak ilk aklımıza gelen kavram şüphesiz ‘Duraklama Devri’ olur. İlber Ortaylı’ya göre bu ve bunun gibi kavramların hiçbir derinliği yoktur. Bunlar resmî tarihin yüzeysel formüllendirmeleridir. Devleti tarihsel süreç içerisinde bir pasta gibi dilimlere ayırarak her birine ayrı bir isim takmanın, o devletin tarihini anlamada bize kazandıracağı ne olabilir, hiç düşündük mü? Bırakalım bu kavramları bir kenara ve o döneme doğru kısa bir yolculuğa çıkalım. Zihnimiz tersine akan bir nehir olsun, sürükleneceğimiz yön 17. yüzyıl.

IV. Murad, Sultan İbrahim, IV. Mehmed, III. Süleyman diye uzayıp giden bir silsile. IV. Murad’ı bir kenara koyalım, diğerleri eskisi gibi devleti idare etme adına nihaî söz söyleme keyfiyetini gereğiyle kullanabilecek durumda değil. ‘Valide Sultanlar’ın devri. Genellikle mağlubiyetle sonuçlanan savaşların, merkezî idare boşluklarının, yoğun nüfus hareketlerinin, isyanların, artan mali sıkıntıların dönemi… Ahmet Kabaklı’ya göre bu dönemin en bariz özellikleri arasında devlet dairelerinde rüşvetin yaygınlaşması, ehil olmayan kimselere önemli işlerin tevdi edilmesi, medreselerde müderrisliklerin ehliyetsiz kimselerin eline verilmesi var.(1) Tarihte bunalımlı sosyal ve siyâsal şartların sürekli olarak sorunlu toplumsal hareketler ürettiği malum. İşte bu noktada karşımıza hikâyemizin bıçkın vaizi Mehmed Efendi çıkıyor. İsterseniz tekrar Kadızâde’ye dönüp önce onun fikrî altyapısını irdeleyelim.

Kadızâde Mehmed Efendi’nin(ö. 1635) fikir dünyasına şekil veren görüşleri ortaya atan en önemli şahıs, İbn Teymiyye mektebinden etkilenen Birgivî Mehmed Efendi’dir (ö. 1573).(2) Gençliğinde bir süre Birgivî’nin talebelerinden ders okuyan Kadızâde Mehmed Efendi, tahsilini tamamlamak için İstanbul’un yolunu tutar. IV. Murad dönemidir. Mehmed Efendi kısa zamanda Fatih Camii’nde vaazlar verecek kadar ‘iyi’ bir noktaya gelir. 1631’de tayin edildiği Ayasofya vaizliğine kadar burada ders okutur, halka vaazlar verir. Buraya kadar her şey normal, peki Mehmed Efendi’yi meşhur eden nedir?

Kadızâde Mehmed Efendi ve onun takipçileri, memleketin içinde bulunduğu bunalımlı dönemin ve geri kalışın yegâne sebebinin müslümanlar arasında yayılmış olan bid’atlar olduğu iddiasındaydılar. Devletin kötü gidişine mani olmanın da, ancak bu bid’atları ortadan kaldırmak ve İslâm’ı, Asr-ı Saadetteki şekliyle yaşamak suretiyle mümkün olabileceğine inanıyorlardı. Kadızâdelilere göre bu bid’atların yaygınlaşmasına temelde tarikat erbabı neden oluyordu. Küçük Kadızâde adı verilen Mehmed Efendi’nin başını çektiği vaizler bu sebeple tasavvuf erbabı ile münâkaşalara girerek halkı onlara karşı kışkırtma yolunu tutuyorlardı. Karşı tarafın bayraktarlığını ise zamanın Halvetî büyüklerinden Şeyh Abdülmecîd-i Sivâsî Efendi(v. 1639) yapıyordu. Bahsi geçen münâkaşaların üzerinde cereyan ettiği konular ise daha ziyade şunlardı; Müspet ilimlerin, matematiğin tahsili meşru mudur, değil midir? Hz. Hızır(a.s) hayatta mıdır, değil midir? Ezan, na’t-ı Nebî, mevlit gibi şeylerin makamla ve güzel sesle okunması caiz midir, değil midir? Bir hürmet ifadesi olarak Hz. Peygamber’e “S.A.V” ve Ashab’a “radıyallahu anh” demek lâzım mıdır, değil midir? Hz. Peygamber’in anne ve babası imanla mı vefat etmiştir? Tütün ve kahvenin hükmü nedir? Tarikat erbabının devrân ve semâ’ları meşru mudur, değil midir?(3) Bu konulardan başka ise; kabir ziyaretinin caiz olup olmadığı, Regaib, Berat ve Kadir gibi mübarek gecelerde cemaatle nafile namaz kılınıp kılınamayacağı, namazlardan sonra musâfahanın, inhinanın (el etek öpmek, selam verirken eğilmek) caiz olup olmadığı gibi mevzular da tartışılmıştır.

Tartışmalar devam ededursun, bütün bu meselelere Şeyh Sivâsî Efendi aşağı yukarı şu cevapları verir: Müspet ilimler tahsil edilir. Hz. Hızır(a.s) hayattadır. Ezan ve mevlidin güzel sesle ve makamla okunması caizdir. Devrân ve Semâ caizdir. Hz. Peygamber’e(s.a.v) ve ashabına gereken saygının gösterilmesi gerekir. Tütün ve kahve haram değildir. Hz. Peygamber’in anne ve babası imanlı olarak vefat etmişlerdir. Kabir ziyareti yapmak, cemaatle nafile namaz kılmak ve musâfaha ve inhina caizdir. Kadızâde Mehmed Efendi ise tüm bu konularda olumsuz bir tavır almış bunların tamamını bid’at ve haram saymıştır.

Tartışmalar genellikle camilerde ve diğer cemiyet ortamlarında ortaya çıkıyordu ancak padişah meclislerine kadar taşan mevzular da oluyordu. Bunlardan birisi de, yine Kadızâde Efendi ile Sivâsî Efendi arasında çıkan “Eşyânın tesbîhi kâl ile midir, hâl ile midir?” münâkaşasıdır. IV. Murad, Şeyh Abdülmecîd-i Sivâsî Efendi’ye bu soruyu yöneltince o da: “Kâl iledir. Bizim dervişlerimizden -el-hamdü li’llâhi Teâlâ- işidenler vardır.” diye cevap verir. Padişah IV. Murad bunun üzerine Kadızâde Mehmed Efendi’yi çağırtır ve ona: “Kadızâde, Sivâsî’ye eşyânın tesbîhinden suâl itdim; “Kâl iledir ve bizim dervişlerimizden işidir vardır” dedi. Öyle midir?” diye sorunca, o da: “Hayır Padişahım. Hakk Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de , “Ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahüm”(4) buyurmuş iken, ya’ni: “Cemî-i eşyâ tesbîhtedir, lâkin siz tesbîhlerin anlamazsız ve işitmezsiz.” deyû nass itmiş iken, Sivâsî Efendi’nin “Anlaruz ve işidürüz” dimesi nass-ı Kur’an’ı inkârdır, küfürdür.” diye cevap verir. Bunun üzerine Şeyh Sivâsî Efendi tekrar huzura davet edilir ve Kadızâde’nin söyledikleri kendisine iletilir. Şeyh Efendi de Padişahın huzurunda, Şeyhülislâm ve diğer büyük ilim erbabının hüküm vermek için toplanacağı bir mecliste Kadızâde ile fikirlerini karşılıklı olarak ortaya sermeyi teklif buyurur. Bu teklif kabul edilir ve meclis toplanır. Kendisine söz hakkı verilince, Kadızâde Mehmed Efendi bu konuda daha önce vermiş olduğu cevabı tekrar eder, aynı âyet-i kerîmeyi okur. Konuşma sırası Şeyh Sivâsî Efendi’ye gelince o şöyle buyurur: “Ma’lûm oldu ki, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ın tefsîrinden bî- haber imişsin. Zîrâ bu âyet-i kerîmede, hitâb kefereyedir. Cümlenin işidüb anlamadığından, ba’zılarının işidüb anlamamaları lâzım gelmez. Mantık da okumadın mı?” Bu şekilde başladığı açıklamasına Kur’ân-ı Kerîm’den -özellikle Hz. Süleyman ile ilgili âyet-i kerîmelerden- örnekler vererek devam eder. Meclisin ortaya koyduğu sonuç ise Kadızâde Mehmed Efendi için tam bir hüsran olur: “Mecmû-i enbiyâ-yı ızâm ve evliyâ-yı kirâm, eşyânın kâlle olan tesbîhlerin bilürler ve işidürler. Sivâsî Efendi Hz. âlim ve fâzıldır, her sözü hakkdır.” Bunun üzerine IV. Murad’ın son sözü şu olur: “Kadızâde, yine mi fezâhat?!”(5)

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşıldığı üzere bahsi geçen münâkaşalar daha çok fikrî boyutta kalır ve bu münâkaşalardan dolayı hiçbir zaman kitleleri karşı karşıya getirecek fiilî çatışmalar olmaz. Ancak şu kesin ki; yaşanan bu hadiseler 17. yüzyılda tarikatlara daha önceden gösterilen hoşgörünün yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığını ve İstanbul’da tarikatların hareketlerini tasvip edenler ve etmeyenlerden müteşekkil iki ayrı kitle oluştuğunu göstermektedir. Burada devletin tartışmalar konusundaki duruşuna da değinmek gerekir. IV. Murad’ın huzurunda vuku bulan tartışmanın seyrine rağmen, Kadızâde’nin devlet adamları üzerinde önemli etkileri olduğunu görüyoruz. Buna örnek olarak Ağustos 1633’de İstanbul’da çıkan büyük yangın sonrasında Kadızâde’nin telkiniyle IV. Murad’ın İstanbul’daki bütün kahvehaneleri yıktırması ve tütün yasağına uymayanları ağır şekilde cezalandırmasını verebiliriz.(6) Diğer taraftan IV. Murad’ın sûfilerin faaliyetlerine karşı çıkmadığı ve bu iki taraf arasında bir denge siyaseti uyguladığı da dikkat çekici bir nokta. IV. Murad da kendisinden önceki birçok padişah gibi tarikatlara yakın ilgi duyuyordu. Bunun için Sivâsî Efendi’ye kendisine bağlı dervişlere müdahele edilmeyeceğine dair teminat vermişti.

Zaman akıp gitmiş, IV. Murad devri sona ermiştir.. Ancak, tartışmaların ateşi sönmemiş, tam tersine; IV. Murad’tan sonra tahta çıkan Sultan İbrahim’in son yıllarından itibaren hadiselerin seyri fiiliyata doğru kaymaya başlamıştır. Artık Kadızâdeliler hareketinin ikinci devresine gelinmiştir. Henüz yedi yaşında tahta çıkan IV. Mehmed’in saltanatının ilk yılları… Kadızâdeliler hareketinin başında artık Kadızâde Mehmed Efendi’nin yanında yetişerek Ayasofya vaizliğine kadar yükselen Üstüvânî Mehmed Efendi vardır. Saraydaki tayin ve azillerde bile etkili olduğu devrin kaynaklarında belirtilen Üstüvâni Mehmed Efendi…

Üstüvânî Mehmed Efendi’nin liderliğinde hadiseler ciddi boyutlara yelken açmaya başlar. Kadızâdeliler sadece Halvetîleri, Mevlevîleri ve diğer tarikatlara mensup olan dervişleri değil, onların tekkelerine giden halkı da küfürle suçlarlar. Tasavvuf erbabı bu hadiselerin son bulması için, Kadızâde Mehmed Efendi ve takipçilerinin, fikirlerinden etkilenmiş oldukları Birgivî Mehmed Efendi’nin ‘Tarikat-ı Muhammediyye’ eserini tenkit edip içerisindeki hadislerin ekseriyetinin mevzu olduğunu göstermek amacıyla risaleler yazar. Kadızâdelileri Fatih Camii’nde münâzaraya çağırırlar ancak onlar buna cesaret edemezler ve üstelik saraya başvurarak şikâyetlerini IV. Mehmed’e arz ederler. IV. Mehmed’i etkisi altında bulunduran Reyhan Ağa gibi devlet adamlarının Kadızâdeliler taraftarı olmalarından dolayı yazılıp çizilen tenkitlerin geçersiz olduğuna ve bu eserlere dil uzatılmamasına karar verilir. İşte bu ve bunun gibi kararlardan yüz bulan Kadızâdeliler, saraydan aldıkları cesaretle tekkeleri basıp dervişleri dağıtmayı düşünecek kadar ileri gitmeye başlamışlardır.

1656 Ekim’inin ilk günleri… Padişah IV. Mehmed, Köprülü Mehmed Paşa’ya sadrazamlık mührünü henüz iki hafta önce vermiş…(7) Fatih Camii’nde Cuma namazı esnasında müezzinlerin na’t-ı şerifi makamla okumaları üzerine Kadızâdeliler hareketine mensup olanlar bu duruma mâni olmak isterler ve kanlı olaylara sebebiyet verebilecek kadar hararetli tartışmalar olur. Bu hadise üzerine Kadızâdeliler peşlerine taktıkları adamlarla tarikat erbabına karşı fiilî bir taarruza geçerler. Ne kadar tekke varsa yıkmaya, taş ve topraklarını denize dökmeye, sokaklarda rastladıkları derviş ve şeyhlere tecdid-i iman teklif edip kabul etmeyenleri öldürmeye başlamışlardır artık. Hızlarını alamazlar ve daha sonra padişaha da giderek bütün bid’atları kaldırmaya izin isterler. Selâtin camilerinin birer minaresini bırakıp diğerlerini yıkmaya varıncaya kadar Hz. Peygamber(s.a.v) zamanından sonra ortaya çıkan her şeyi ortadan kaldırıp; devlete kendi zihniyetlerine uygun yeni bir düzen vermeye kalkışmışlar, kendilerine engel olmak isteyenlere silahla karşı koymaya karar vermişlerdir. Bu derece aşırı gitmeleri üzerine, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa ileri gelen ulemayı toplamış ve onların da, bu vaizlerin hareketlerinin batıl olduğu ve böyle fitne çıkaranların cezalandırılması gerektiği yolunda fikir beyan etmeleri üzerine padişahtan olay çıkaranların öldürülmesine dair emir almıştır.(8) Fakat buna rağmen onları öldürtmemiş, Üstüvânî Mehmed Efendi’yi ve diğer birkaç elebaşını Kıbrıs’a sürmüş ve böylece tekkeleri ve şeyhleri bu bunalımlı hareketin yıkımından kurtarmıştır.

Anlaşıldığı üzere 17. yüzyıl Osmanlı toplumunda önceki devirlere nispetle önemli fikrî çatışmalar mevcuttur. Tasavvuf erbabı ile zahir uleması arasındaki ayrılıklar daha bariz hale gelmiş ve devlet yöneticilerinin bu iki zümreden genellikle zahir ulemasının yanında yer alma eğilimi ortaya çıkmıştır.(9) Diğer bir deyişle Osmanlı’nın ilk dönemlerinde tasavvufî cereyanlara karşı görülen müsamahakâr tutum yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Yine de bu kaybolmaya yüz tutuş hiçbir zaman büsbütün marjinal bir nitelik taşıyan devlet kararlarına kadar varmamıştır. İyi ki de varmamıştır. Düşünsenize bir; Anadolu yakasından Eminönü’ne giden bir vapurdayken o esnada gözünüze çarpan Sultanahmet’in, ya da yanı başında kuru fasulye-pilav yerken başınızı kaldırıp şöyle bir süzdüğünüz Süleymaniye’nin yalnızca tek minaresi olduğunu!

Kaynakça:
Ömer Faruk Yılmaz, Belgelerle Osmanlı Tarihi, Osmanlı Yayınevi, İstanbul, 1999.
Mehmed Nazmî Efendi (Hazırlayan: Osman Türer), Hediyyetü’l-İhvân -Osmanlılarda Tasavvufî Hayat-, İnsan Yayınları, İstanbul, 2005.
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 2001.
Hz. Pîr Yusuf Sünbül Sinan (Hazırlayan: Ali Toker), Risale-i Tahkikiye, Fulya Yayınları, İstanbul, 2001.
Reşat Öngören, Osmanlılarda Tasavvuf, İz Yayınları, İstanbul, 2003.
Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997.

Dipnotlar:
1. Kabaklı, c. II, s. 367.
2. TDV İslâm Ans., c. 24, s. 100.
3. Devrân ve semâ’ meselesi Osmanlı’da sadece bu yüzyıla has bir tartışma konusu değildir. Bu meselenin 16. yüzyıldaki boyutuna ve o dönem ortaya atılan mesnetsiz iddiaların çürütülmesine örnek olarak bkz. Hz. Pîr Yusuf Sünbül Sinan (Hazırlayan: Ali Toker), Risale-i Tahkikiye, Fulya Yayınları, İstanbul, 2001.
4. İsrâ, 17/44: “…Hiçbir şey hariç değil, hepsi O’na hamd ile tesbîh eder fakat siz onların tesbîhini anlamazsınız.”
5. Nazmî Efendi, s. 459.
6. TDV İslâm Ans., c. 24, s. 101.
7. Yılmaz, c. 2, s. 388.
8. Nazmî Efendi, s. 46.
9. Aslına bakılırsa bu tartışmalar devletin üst kademesine ilk defa yansıyor değildi. Kanûnî döneminin şeyhülislâmlarından Çivizâde Mehmed Efendi de benzer şekilde bir tavır takınmış; İbn Arabî Hz. ve Mevlânâ Hz. gibi evliyâ-yı kirâmı küfürle itham etmiştir. Ancak, Kanûnî gibi bir padişahın böyle meseleleri büyümeden derhal hallettiği görülmüştür. Nitekim, bahsi geçen evliyâyı küfürle itham tavrından dolayı, Osmanlı’da azil yoluyla şeyhülislâmlıktan ayrılan ilk kişi Çivizâde Mehmed Efendi olmuştur. Ayrıntılı bilgi için; Öngören, s. 354.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s