Yavuz Sultan Selim’in Emriyle Hazırlanan İbn Arabî Müdafaası


Tarihte kendisi hakkında birbirine en zıt görüşler ortaya sunulan kişiler velîlerdir. Bu mânâda örnek olarak ilk akla gelen isimlerden birisi de şüphesiz Hz. Muhyiddîn İbn Arabî’dir. Hiç kimse tasavvufî konulara dâir fikirlerini İbn Arabî kadar etkili ve sistemli ortaya koymamıştır. Bundan dolayıdır ki, onun görüşleri bütün irfân mekteplerine sirâyet etmiştir. Kendisinden sonra tasavvufun nüfuz etmediği neredeyse hiçbir saha kalmamış, edebiyat, sanat ve mimaride büyük tesirler bırakmıştır. Özellikle Osmanlı’da eserleri titizlikle okutulmuş, görüşleri anlatılmaya çalışılmıştır. Hz. Şeyh’in eserlerine yazılan yüzlerce şerhin bize miras olarak kalması ancak bu şekilde açıklanabilir.

İslâm tarihinde, evliyâlar içinde Hz. Şeyh kadar tartışılmış, lehinde ve aleyhinde söz söylenmiş, eleştirilmiş, övülmüş hiçbir kimse yoktur. Aralarında en mühim tasavvuf büyüklerinin bulunduğu çoğunluk onu İnsan-ı Kâmil, büyük bir velî olarak görürler. Zahir ulemâsı diye isimlendirilen küçük bir kesim de onun küfrünü iddia eder. Bizim topraklarımızda ise Hz. Şeyh öteden beri sevgi ve saygı ile anılmıştır.

İbn Arabî’ye yapılan eleştirilerin çok büyük kısmına sebep olarak Füsûsu’l-Hikem adlı eserinde yazdıkları gösterilir. Sadece bu eserine yüzden fazla şerh yazılmıştır. Pek çok büyük islâm âlimi de yapılan bu eleştirilere karşı Hz. Şeyh’i sözlü ve yazılı olarak müdâfaa etmişlerdir. Osmanlı’da zaman zaman ilim meclislerinde bu tartışmalar alevlenirmiş. Yavuz Sultan Selim döneminde de böyle olmuş olacak ki, kendisi, eleştirilere karşı Şeyh Mekkî Efendi’den bir müdâfaa kaleme almasını istemiştir. Böylelikle ömrünün otuz yedi senesini Hz. Şeyhîn yazdıklarını incelemekle geçirmiş olan Mekkî Efendi, orjinal ismi ‘el-Cânibü’l-Garbî fî halli müşkilâtı Şeyh Muhyiddîn İbnü‘l-Arabî’ olan bir eser yazmıştır.

Şeyh Mekkî Efendi eserini hazırlarken bazı kısımlarda İbn Arabî Hz.’nin ruhâniyetinden yardım aldığını belirtmiştir. Kendisi İran topraklarında doğmuştur ve Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Osmanlı topraklarına getirilen ilim erbâbı arasındadır. Önemli bir özelliği Molla Câmî’nin talebesi olmasıdır. Kaleme aldığı İbn Arabî Müdâfaası’ndan sonra şöhret bulduğu rivayet edilen bir zâttır.

Eserin türkçeye tercümesi Ahmed Neylî Efendi tarafından 18. yüzyılın başlarında yapılmış. Bu nüshanın tozlu raflardan çıkartılıp elimize ulaşmasına vesîle olan kişi ise Halil Baltacı. Kitabın başında yazar Şeyh Mekkî Efendi ve mütercim Ahmed Neylî Efendi’nin hayatları, kişilikleri ve nasıl yetiştikleri inceleniyor. Ana metinde ise itirazlar iki kısma ayrılmış. Birinci kısımda Vahdet-i Vücûd ile ilgili olmayan itirazlar ve bu itirazlara yapılmış savunmalar var. İkinci kısımda ise Vahdet-i Vücûd ile ilgili olan itirazlar yer alıyor. Vahdet-i Vücûd ile ilgili olmayan itirazlar sekiz, Vahdet-i Vücûd ile ilgili olan itirazlar on altı adet. Eserin en önemli özelliği olarak savunmaların çok sistemli ve açık bir uslûp ile yazılmış olması gösterilebilir. Son olarak bu tür eserleri referans isim bulmadan okumayanlar için not düşelim; Halil Baltacı kitabın Önsöz’ünde çalışması sırasında hocaları Mustafa Tahralı ve Mahmut Erol Kılıç’ın tavsiye ve yardımlarının kendisine büyük destek olduğunu belirtiyor.

Yavuz Sultan Selim’in Emriyle Hazırlanan İbn Arabî Müdafaası
Şeyh Mekkî Efendi (Hazırlayan: Halil Baltacı)
Gelenek Yayıncılık
2004, İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s