Güzelliği Satışa Çıkarılmış Osmanlı Mirası: Ohri


Fotoğraf: Musab Kaya-Uğur Börekçi

Balkan coğrafyasını kuru bir romantizmle algılama eğiliminde olanlar, son yıllarda kendileri için kaçınılmaz bir sonuç olarak bu topraklardaki bazı şehirlerin turistik nimetlerinden faydalanmak amacıyla turlar düzenleyip gönüllerince gezdikten sonra ‘Balkanlar uzmanı’ olarak evlerine dönüyorlar. Bu ‘uzmanlara’ göre Saraybosna’nın artık eskisi gibi prim yapmadığı şu dönemde yıldızı parlayan bir şehir olarak Ohri, kendisine ‘tatil beldesi’ tanımlamasını yapıştıran acımasız kalemlere; ‘ben bir zamanlar Manastır vilayetine bağlı bir sancak merkezi olan beş asırlık Türk şehri diye bilinirdim’ dercesine kendi ismiyle anılan gölünün kenarında sakince kıymetini bilecek Hz. İnsanları beklemekte. Bundan dolayı, Ohri’ye dair yazılacaksa eğer; yolu düşecek olanlara turist rehberliği yapmak amacıyla değil, bu şehrin ruhuna dair farkındalık yaratmak niyetiyle yazılmalı. Yani evvelâ buranın bir Türk şehri olduğunu fakat yıllardır bunun unutturulmak istendiğini hakikat belleyip, onu tanımaya koyulabiliriz.


Çandarlı Hayreddin Paşa’nın –ki kendisi bir anlamda Yeniçeri Ocağı’nın kurucusu sayılır- kazasker olduğu yıllarda, 1. Murad döneminde fethedilen şehir, Osmanlı tarafından diğer fetihlerin ilerleyişini sağlamak amacıyla önemli bir askerî üs olarak kullanılmış. Sonraki asırlarda belki de biraz Travnik’in karakteri gibi bir karaktere bürünerek 18. Yüzyılda ticarî kimliği ön plana çıkmış. Diğer taraftan Ohri’nin Travnik kadar parlak bir siyasî yönü olduğu elbette iddia edilemez. Sahibi olduğumuz birçok Balkan şehri gibi Ohri de, Birinci Balkan Savaşı’nda elimizden çıktı. Savaşta Sırpların işgaline uğrayan şehir, 1913 senesinde imzalanan Londra Antlaşması gereğince Sırbistan topraklarını katıldı. Böylelikle şehrin eski kimliğini bulanıklaştırıcı adımlar atılmaya başlandı.


Yugoslavya’nın Balkanlar’ın tümünde uyguladığı o bilindik politikayla, Ohri’de de Müslüman mirası diye nitelendirilebilecek birçok önemli eseri tahrip etmesi yahut tümüyle yıkması çok kez vaki olmuştur. Bunu anlamak için Ohri’nin yüz sene önceki resimleriyle günümüz resimlerini karşılaştırmak yeterlidir. Zaten yolunuz Ohri’ye düşerse görüşeceğiniz belirli bir yaşın üstündeki zevat-ı muhteremin de bizzat bu yıkım sürecinde yaşadıklarına dair hatıralarla dolu olduğunu müşahede edersiniz.

İnsanların gözünde bugün Ohri, Makedonya sınırları içinde bulunan bir turizm şehridir. Makedonya hükümeti bundan oldukça memnun olacak ki; ülkenin gelir kapılarından birisi olarak Ohri’yi ve Ohri gölünü korumak amacıyla çeşitli stratejiler belirlemiş. Böylelikle hassaten hafta sonları buraya uğrayan yakın çevrede meskûn bulunan turistler, velinimet olarak algılanıyor. UNESCO’nun Ohri’yi ve Ohri Gölü’nü 1980 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alması da şehir için güzel bir etiket mahiyetinde. Buna rağmen hükümetin koruma amaçlı stratejilerinin yerel yönetimin usulsüz inşaat izinleri gibi klasik sıkıntılarla çatışması, Ohri’deki yerli halkın en çok konuştuğu mevzular arasında. Yaklaşık 60 bin kişilik bir nüfusu içinde barındıran şehirde çok karmaşık bir millet yapısı var. Aslında bu Osmanlı dönemi için de geçerli bir durum ancak tek farkla ki Türk nüfus son elli-altmış yıl içinde göçler nedeniyle yüzde beşlere kadar erimiş. Arnavut ve Makedonların çoğunluğunun söz konusu olmasının yanında turist olarak kısa ziyaretlerde bulunan Sırpların da şehirde belirli bir yoğunluğa ulaştığını söyleyebiliriz.


Ohri, Slavlar için tazime en lâyık mekânlardan biridir. Rivayete göre Slavları Hristiyanlıkla tanıştıran Aziz Kiril, Kiril alfabesini bu şehirde ortaya koymuştur. Bu tazimin kaynağı olan asıl unsurlar ise elbette şehirde bulunan kırk kadar kilisedir. Bu konuyla ilgili olarak Evliyâ Çelebi’nin Ohri’de yılın her gününe bir kilise düşer diyerek şehirdeki kilise bolluğuna dair mübâlâğada bulunması dikkate değer bir husustur. Kale içindeki St. John Kilisesi, merkeze çok yakın bulunan, kendinizi Safranbolu’da yürür gibi hissedeceğiniz konaklarla bezeli taş sokakların içinden geçerek biraz sonra karşınızda göreceğiniz St. Sophia Katedrali ve freskleriyle meşhur St. Panteleimon Kilisesi Hristiyanlar için Ohri’yi değerli kılan asıl unsurlardır.


Osmanlı’dan geriye kalan miras olarak halihazırda hizmet gören 10 cami ile bir tekke de Müslümalar için bir anlamda varlıklarının garanti altına alındığının nişanesi olarak telâkki edilebilir. Bu nişanelerden biri olan bahsi geçen tekkenin bir Halveti tekkesi olduğunu biliyoruz. Hz. Pîr Mehmet Hayatî(v. 1766-67) buraya gelerek merkezdeki Zeynel Abidin Paşa Camisi’nin yanına tekkesini inşa edip Ohri’ye mührünü vurmuştur. Ohri’de gezilecek yer çoktur; kalesi, çarşısı, antik tiyatrosu, kiliseleri, göl kenarı turistlerin uğrak yerleridirler. Ancak hiçbir şey Mehmet Hayatî Hz.’nin makamında bir süre sessizce dinlenmekten daha huzur verici değildir. Buraya kadar anlattıklarımızdan Ohri’nin bütünüyle sakinleştirici bir yer olduğu da anlaşılmamalıdır. Bugün Ohri’deki yerli halkın en çok şikayet ettiği sorun, şehrin kendilerine pazarlandığı turist gürûhunun gece kulüplerini doldurmalarıyla ortaya çıkan muazzam gürültü kirliliğidir. Bundan dolayı Ohri’nin merkezi birçok tezattan müteşekkildir.



Herşeyi tükettiğimiz şu süreçte Ohri’yi gezmeye değer bulacak kişilerin kendini nerede konumlandıracağı ehemmiyet taşımakta. Elveda Rumeli dizisinin bazı sahnelerinin çekildiği yer olarak ziyarete değer bulmanın çapsızlığını bir tarafa koyalım, sadece Before The Rain filmiyle anımsamak da bu şehre haksızlık etmektir. Hakkında yapılan bolca reklama bakarak Ohri’ye gelip; meşhur gölünde tekne turu yaparken suyun berraklığına hayret edebilir, bahar ve yaz aylarında bu göl kenarında keyifli gezintilere çıkabilir, alabalığıyla ünlü bu yerde esaslı bir balık sofrası kurabilirsiniz; yaz festivallerine ev sahipliği yapan antik tiyatrosunu gezerken göl manzarasının tadını çıkarabilir, sonra da ara sokakları arşınlayarak Ohri’ye aşina olmaya çalışabilirsiniz; baştan başa dolaşması en fazla yarım saatinizi alacak küçük çarşısında hediyelik eşya satın almaya can atabilir, yorulduktan sonra da buradaki meşhur bir kahveye oturup insanları seyredebilirsiniz. Bugün dünyada görgüsüz bir turist yığını var. Bunlar hasbelkader gördükleri şehirlerde içtikleri şarapların hususiyetlerini her ortamda dile getirirken diğer yandan da nerede bulunmuş olduklarının farkında bile olmadan sadece nasıl eğlenilirin derdine düşmüş durumdalar. Bu gürûh nereye gitse orayı tüketiyor. Öyle görünüyor ki, Ohri’nin akıbeti de parlak olmayacak; şayet bu şehri anlayacak birileri onu mütemadiyen ziyaret etmezse.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s