Osmanlı’dan Bugüne Yurt Dışı Eğitim Meselemiz

Yurt dışında tahsil, tarihî tecrübemiz cihetinden bakıldığında modernleşme sürecimizin aslî unsurlarından biri olarak kabul edilir. Günümüzde ise uluslararası sistemin belirli sebeplere binaen çeşitli kurumsal organizasyonlarla desteklediği, ekonomik, siyasî ve kültürel açıdan çok katmanlı bir öğrenci hareketliliği söz konusu. Türkiye olarak bizim de hâlâ bir parçası olmayı sürdürdüğümüz yurt dışında eğitim hikâyemizin geçmişten bugüne hangi ölçüde faydalı ya da zararlı olduğunu tespit etmeye çalışmak, yapılan tespitler rehberliğinde bugünü yeniden tasarlamak şüphesiz çok ince ve gerekli bir husustur. Meseleye birkaç not düşme babında biz de iki kısımdan oluşan bir yazıyla katkı yapmaya çalışalım.

Gördün mü sen Paris’te tahsil etmiş çakalı
Çenesinde Didon’un bir top keçisakalı
Nevcivanım şıkdır şık ana şalgam baba turp
Paytonla geçerken gör, kibarane oturup
Gezmiş tozmuş Londura, Paris, Berlin, Viyana
Der Avrupa bir yana ille Paris bir yana
İki dirhem naz ile bir çekirdek cilvesi
Küçükbeyim şampanya, bizler kahve telvesi


(Üsküdarlı Âşık Râzî)

İnkılabın yolu madem ki bu yoldur yalınız,
‘Nerdesin hey gidi Berlin?’ diyerek yollanınız.

(Mehmed Akif Ersoy)

Paris’e git hey efendi akl-ü fikrin var ise
Aleme gelmiş sayılmazlar gitmeyenler Paris’e

(Hoca Tahsin Efendi)

1. DÜN
Osmanlı Devleti, Tanzimat devrinde ordu, ekonomi ve bürokrasi gibi modernleşme alanlarında yapılan reformlarla birlikte ortaya çıkan insan gücü ihtiyacını karşılamak üzere üç yola başvurdu: Avrupa’dan uzman getirerek devlet kademelerinde istihdam etmek, yurt dışına öğrenci göndermek ve Avrupa’yı örnek alan modern eğitim kurumları tesis etmek. Bunların ilki kısa vadeli düşünülmüş olsa da ikinci ve üçüncü stratejiler Osmanlı’da paradigma değişiminin ana göstergeleri olan uzun vadeli hamlelerdi.

1830’da ilk örneği görülen, 1835 yılından itibaren ise devlet politikası haline gelen yurt dışına öğrenci gönderme uygulaması, 19. yüzyılda devletin içine düştüğü sorunlar yumağından kurtulabilmesi için yüksek beklentilerle başvurulan bir yöntemdi. İlk olarak Paris, Londra ve Viyana’ya bilhassa askerî teknoloji üretiminde istihdam edilmek üzere asker öğrenciler gönderildi. Daha sonra hem gönderilen öğrenci profillerinin, hem de eğitim alanlarının çeşitlendiği bu süreç, 1875’te yaşanan mali kriz sonucunda 1880’e kadar beş yıl kesintiye uğramış olsa da bugüne kadar devam etti.

Devletin yüksek miktarlarda masraf yaparak öğrenci göndermesindeki temel amaç, Avrupa’dan getirilen yabancı uzmanlara ihtiyaç kalmayacak şekilde donanımlı kişilerden oluşan kadrolar yetiştirmekti. Bu yüzden yurt dışına gönderilen öğrencilerden Osmanlı bünyesinde eksikliği hissedilen Avrupa kaynaklı modern bilim-tekniğin taşıyıcıları olmaları beklenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan sorunlar bu stratejinin sorgulanmasına neden oluyordu. Örneğin öğrencilerin yaşadığı dil problemi her dönem karşılaşılan bir durumdu. Daha hususi bir misal vermek gerekirse, Paris’teki öğrencilerimizin eğitim derecesini ölçmek gayesiyle 1857 yılında yapılan bir dizi imtihan neticelerine göre yazılan raporlarda birçok genç öğrencinin Paris’te kaldıkları iki sene sonunda bile hâlâ aritmetiğin temel işlemlerinin, coğrafya ve tarihin en basit kavramlarının ötesine geçemedikleri tespit edilmişti.(1)

Uygulamanın ortaya çıkardığı esas sorun alanı ise doğrudan düşünce ve kimlik üzerineydi. Yurt dışında tahsil, öğrencilere Avrupa’nın zihniyet dünyasıyla yakın ilişki kurma fırsatı veriyordu. Bu ise öğrencilerin siyasal yanı ağır basan görüş ve kurumların etkisine açık hale gelmelerini beraberinde getiriyordu. İhtiyaç duyulan belirli alanlarda teknik uzman olarak devletin güçlenmesinde rol almaları beklenen birçok öğrenci, Osmanlı’nın siyasî ve sosyal sisteminde değişimi savunan ve basın yayın faaliyetleriyle muhalefet yapan devrimciler haline bürünmüştü. Avrupa toplumunun içinde yaşamış olmalarından dolayı öğrenciler geri döndükten sonra günlük yaşamlarında modern hayatın ajanları olmuşlardı.

Yukarıda bahsettiğimiz sorunların çözümü için şüphesiz çeşitli düzenlemeler yapılmıştı. 1894’te ilk defa yurt dışına gönderilen öğrencilerle ilgili bir nizamname ilan edilmişti.(2) İçeriğinde merkezî sınav sistemi, yaş sınırı, öğrencinin okulu tarafından güzel ahlâklı olduğunun tasdik edilmesi gibi bir takım kriterleri ihtiva eden bu nizamnamenin ilânından sonra Jön Türkler yurt dışında örgütlenmeye başlamış ve birçok öğrenci de eğitimlerini bırakarak siyasî faaliyetlerde bulunmaya eğilim göstermişti. Neticede 1894 nizamnamesi ve diğer düzenlemeler temel meseleyi hiçbir zaman halledemedi. İstisnaları olmakla birlikte yurt dışı eğitimlilerin memleketin kültürüne, değerlerine, yaşam biçimine ve devletine yabancılaştığı pek çok kimsenin malumuydu. Buna rağmen yurt dışı eğitim uygulaması kökten eleştirilmiyor, sadece öğrencilerin Avrupa’daki günlerini boş geçirmeleri, Avrupa’nın bilimini yeteri kadar Osmanlı’ya taşıyamadıkları üzerinde duruluyordu. Yurt dışı eğitimliler dönemin edebî eserlerinde bazen modern bilimden nasibini almamış, sadece şeklen Batılılaşmış alafranga züppeler olarak, bazen de Osmanlı’yı Avrupa’da en iyi şekilde temsil edecek ideal Osmanlı genci olarak tasvir ediliyordu.

Tanzimat döneminde tezahür etmeye başlayan yurt dışında eğitim kaynaklı sorun alanları, ayan beyan görülmüş olmasına rağmen modernleşme siyasetinden ve yurt dışında eğitim uygulamasından vazgeçilmemiştir. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı gençleri arasında Avrupa’da tahsil, rağbet gören ve birçoğunun hayallerini süsleyen bir olgu haline gelmişti. Gazetelerde Avrupa’da tahsile ilişkin özendirici yazılar kaleme alınıyordu. Meselâ, Ahmet Midhat Efendi Avrupa’da eğitimi değerlendirdiği bir gazete makalesinde Japonya’nın, nüfusu yarısından daha az olmasına rağmen Rusya karşısında 1904-1905 yıllarında gerçekleşen savaşta kazandığı zaferin tek nedenini Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler olarak kaydetmekteydi.(3) Böyle bir ortamın tabi sonucu olarak, Birinci Cihan Harbi’nin son senesi olan 1918’e gelindiğinde bile yurt dışında üç bin civarında öğrencimiz bulunuyordu.

Bugün maalesef tüm bu öğrencilerin nerede istihdam edildiklerine dair resmî belgeler bulunmadığı için uygulamada ne düzeyde verim alındığı tespit edilemiyor. Sonuç olarak, nesnel açıdan faydalarını ya da zararlarını ölçmenin çok zor olduğu yaklaşık iki yüz yıllık yurt dışı eğitim tecrübemizi ancak kişisel kanaatimiz üzerinden teraziye koyabiliriz. Bunu yapabilmek için de hâlâ devam etmekte olan yurt dışı eğitim uygulamasının seyrini ele alarak, güncel vaziyeti daha müşahhas şekilde değerlendirmeliyiz. Bugünün yurt dışı eğitimlileri üzerinden kurumlarımızın durumunu, yapılan hataları ve bunların nasıl düzeltilmesi gerektiğini, Türkiye’de hangi eğitim modelinin neden teveccüh gördüğünü ikinci bir yazıyla tahlil etmeye çalışacağız.

(1) Tanzimat Döneminde Fransa’ya Gönderilen Osmanlı Öğrencileri (1839-1876), Adnan Şişman, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2004, s. 25.
(2) Osmanlı’da Yurt Dışı Eğitim ve Modernleşme, Aynur Erdoğan, Büyüyenay Yayınları, İstanbul, 2016, s. 224.
(3) Osmanlı’da Yurt Dışı Eğitim ve Modernleşme, Aynur Erdoğan, Büyüyenay Yayınları, İstanbul, 2016, s. 368.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s